- 2400 Yıllık Felsefe Okulu Behramkale Köyü
- Assos Antik Liman Gezisi
- Babakale, Osmanlının Yaptırdığı Son Kale
- Bababurnu, Asya Kıtası’nın En Batı Ucu
- Geyikli Plajı’nda Bir Gün (Odunluk İskelesi)
- Polente Feneri’nde Gün Batımı
- Bozcaada Ayazma Plajı’nda Bir Gün
- Bozcaada Tekne Turu
- Bozcaada’da Ne Yenir Nerede Yenir?
- Bozcaada Sokakları’nda Küçük Bir Gezi
- Her Şeyiyle Bir Bozcaada Gezisi
- Alexandria Troas Antik Kenti
- Kilitbahir Kalesi, Piri Reis’in Dünya Haritasını Çizdiği Yer
- Salim Mutlu Özel Harp Anıları Müzesi
- Çanakkale Şehitler Abidesi
- Conk Bayırı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurulduğu Yerdir.
- Mehmet Akif Ersoy Evi
- Ayazma Pınarı Tabiat Parkı
- Makara’da Kahvaltı
- Makara’da Akşam Yemeği
- Sonbaharda Assos Gezisi
- Troya Müzesi
- Troya Ören Yeri
- Zeus Altarı Gezisi
- Adatepe Köyü Gezisi
- Küçükkuyu Gezisi
- Kışın Adatepe Köyü Gezisi
- Kışın Zeus Altarı
- Kışın Assos Ören Yeri
- Kemerdere Su Kemeri
- Çanakkale TV Kulesi
- Pembe Göl
Bugünkü durağımız ana turizm rotaları üzerinde bulunmasına rağmen ülkemizin en bilinmeyen yerlerinden biri olan Pembe Göl.
Kuzey Ege’nin Bodrum’u olarak kabul edilen Bozcaada‘ya arkadaşlarımdan yolu düşmeyen yoktur her halde ancak çoğunun adaya geliş rotalarına çok yakın olan Pembe Göl ile ilgili en ufak bir fikirleri olmadığına eminim.
Türkiye’de pembe renge bürünen 2 önemli doğa harikasından biri burası. Dünyaca da ünlü. Şeklinden dolayı Kalpli Göl diyen de var. Aynı zamanda tarihi Alexandria Troas Antik Kenti sınırları içerisinde kalan bir sit alanı.
Yaz döneminde tuz oranının ve sıcaklığın artmasıyla kırmızı ve pembe tonlarına bürünüyor. Dolayısıyla da tarihi önemi ile birlikte gezginlerin ve foto severlerin de ilgi odağı haline geliyor.
Yazımın bundan sonraki kısmında göl ve çevresi ile ilgili gezgin arkadaşlarımın işine yarayacak detaylı bilgiler vereceğim.
Pembe Göl Gezisi
Pembe Göl Ulaşım
Pembe Göl, Çanakkale’nin 64 km güneybatısında, Ezine’nin 15 km batısında, Bozcaada’nın tam karşısında GESTAŞ Geyikli Feribot İskelesi’nin 9 km güneyinde Geyikli Dalyan Köyü’nde yer alıyor.
Arabayla buraya Çanakkale’den 1 saatte, Ezine’den yarım saatte ulaşabilirsiniz. Dalyan köyü meydanına arabanızı bırakabilirsiniz.
Arabanız yoksa Ezine kalkışlı Geyikli ve iskelelerinden geçip Dalyan Köyü’ne giden midibüs hattını kullanarak Ezine’den 1 saatte, GESTAŞ Geyikli Feribot İskelesi’nden yarım saatte Dalyan Köyü’ne ulaşabilirsiniz Güncel tarife ve ücret bilgisi için tıklayınız.
Pembe Göl Ziyaret Saatleri ve Ücretler
Dalyan Köyü’nün hemen güneyinde bulunan göle sahilden kısa ama çok zevkli bir yürüyüş ile ulaşmak mümkün. İşaretleri takip ederseniz göle kolayca ulaşabilirsiniz.
Söz konusu göl çevresi sınırlandırılmadığı için ziyaret saatleri ya da bir ücretlendirme yok.
Ancak; göl, binlerce yıllık Alexandria Troas Antik Kenti sınırları içinde yer alıyor. Alanın doğal dokusunu ve su dengesini korumak için göle girmek ve gölden çamur veya su şişeleyip götürmek kesinlikle yasak. Gezgin arkadaşlarım mutlaka bu kurala uyun çünkü göl devamlı olarak Jandarma personeli tarafından izleniyor.
Denize girmek isterseniz de giderken göreceğiniz her hangi bir yerden Bozcaada’ya karşı denize girebilirsiniz.
Pembe Göl Tarihi
Büyük İskender’in en önemli komutanı tek gözlü Antigonus MÖ 310 yılında buraya Makedonya ile Anadolu arasında deniz bağlantısı sağlamak amacıyla kendi adından türettiği Antigoia adlı bir kent kurmuş ve çevresini 8 km uzunluğundaki bir surla çevirmiş.
Büyük İskender; sevdiği komutana hürmeten kente bağımsızlık vermiş, haraç vermesini önlemiş. Şehir kısa zamanda bölgenin tek egemen kenti olmuş. Çevresindeki diğer şehirler de Alexandria Troas’a hizmet etmeye başlamış.
Büyük İskender MÖ 323 yılında ölünce tüm imparatorluk komutanları arasında paylaşılmış. Antigonus da bölgede kendi egemenliğini ilan etmiş. Yakında bulunan küçük ölçekli 7 şehri boşalttırarak Helenizm’i de yaymak adına yaşayanları zorla Alexandria Troas’a göç ettirmiş.
Ancak kısa zamanda diğer komutanlarla savaşlar başlamış. Antigonos’un orduları Büyük İskender’in diğer bir komutanı Lysimakhos’a yenilince Antigonos öldürülmüş. Şehir, Lysimakhos’un egemenliğine girmiş. Büyük İskender’in anısına kentin adı “Alexandria Troas” olmuş.
Ege Denizi ve Çanakkale Boğazı girişindeki stratejik konumu nedeniyle şehir Roma kolonisi olduktan sonra deniz trafiğini kontrol eden bir liman şehrine dönüşmüş.
Alexandria Troas bulunduğu coğrafyanın bol granitli yapısından dolayı çok çok uzun yıllar boyunca Roma’nın en önemli granit sütun üretim yerlerinden biri olmuş.
Güney Troas’ta Koçali’deki granit ocaklarında işlenen tonlarca ağırlıktaki sütunlar Aleksandria Troas Limanı’ndan gemilerle Akdeniz limanlarına gönderilmiş.
Bölgedeki tuz, kereste ve granit ticaretini kolaylaştıran korunaklı limanı nedeniyle MS 1. yüzyıldan itibaren 400 yıl boyunca şehir giderek büyümüş ve güçlü bir ekonomiye sahip olmuş. Bu dönemde şehrin nüfusu 100000 civarındaymış.
Bugün gördüğünüz Pembe Göl o dönemde Alexandria Troas şehrinin iç limanıymış. Gemiler draftlarına göre dış limanı geçip iç limana kadar ulaşabiliyormuş. Bugün bile gölde antik kent bağlantılı iç liman kalıntılarını görmek mümkün.
Artık net olarak görülmese de Dış Liman İç Liman Geçişi da takip edilebiliyor. Dış limana güvenle giren yelkenliler buradan yüklerini boşaltacakları ya da alacakları iç limana geçiyorlarmış.
Bugün bile denize kadar inen taş döşemeli caddeyi ve denizdeki 2000 yıllık sütun kalıntılarını görebiliyorsunuz. O zamanlarda da denize sütunlar çakılıyormuş herhalde..
Romalılar kente o kadar önem veriyormuş ki Asya bölgesinde Ius Italicum hakkını sadece buraya vermişler. Düşünün yani kent halkı Roma vatandaşları ile aynı haklara sahipmiş.
I. Konstantin aslında Doğu Roma İmparatorluğu’na Alexandria Troas’ı başkent olarak düşünüyormuş ancak ne olduğu bilinmez bir şekilde MS 330 yılında boğazın girişindeki küçük Roma kenti Byzantion’u seçmiş.
O günden itibaren kentin kaderi değişmiş. Önemi azalmış. Konstantinopolis’e olan yakınlığından dolayı şehirdeki yapılar tahrip edilmiş. Bahse konu yapılardan çıkarılan mimari tüm parçalar devşirilerek yeni başkentteki imar faaliyetlerinde değerlendirilmiş.
9. yüzyıla gelindiğinde kent tamamen terk edilmiş. Gölün de zaman içerisinde depremler neticesinde deniz ile bağı kesilince göle dönüşmüş.
Pembe Göl Bugün
Günümüzde denize kapalı olan eski liman havadan bakıldığında kalp şekline benzeyen küçük bir kıyı lagününe dönüşmüş durumda. Bu yüzden bazı yerlerde Kalpli Göl diye de geçiyor.
Göl, özellikle açık havada National Geographic dergisinin kapağından çıkmış gibi bir izlenim veriyor. Kristalleşmiş tuzlarıyla birlikte gün batımında ziyaretçilerine muhteşem bir manzara sunuyor. Bu olay yılın sadece belirli dönemlerinde, özellikle yaz aylarında havaların ısınmasıyla görülüyor.
Bu olay yılın sadece belirli dönemlerinde, özellikle yaz aylarında havaların ısınmasıyla görülüyor. Göl, rengini yüksek tuz oranı ve sıcaklığın etkisi ile çoğalan Dunaliella salina adlı mikroskobik su yosunları (algler) ve tuzcul bakterilerin ürettiği pigmentlerden alıyor.
Daha detaylandırırsak yaz aylarında sıcaklık artınca su buharlaşıyor. Bu durum da göldeki tuz oranını yükseltiyor. Tuzlu ve sıcak ortamı seven Dunaliella salina algleri ve halobakteriler bu dönemde hızla çoğalıyor. Bu canlıların hayatta kalmak için salgıladığı karotenoid pigmentler de suya kırmızı ve pembe tonlarını veriyor ve ortaya o harika görüntü çıkıyor.
Sonbahar ve kış aylarında su sıcaklığı düşüp yağışlar artınca tuz oranının düşmesi ile Pembe Göl de eski normal rengine dönüyor.
Değerlendirme
Gün batımında gölde meydana gelen renk geçişleri, fotosever arkadaşlarım için harika kareler sunuyor. İster profesyonel bir fotoğrafçı olun, ister doğa tutkunu, bu göz alıcı manzarayı sakın kaçırmayın.
Geyikli ve Çanakkale ile ilgili diğer yazılarımız için Çanakkale Gezi Rehberi‘ne bakabilirsiniz. Sağlıcakla Kalın.
