Aslında çok çok uzun zaman önce lise dönemimde yani belki de yaklaşık 35 sene önce Trabzon Ayasofya Kilisesi gezisi yapmıştım.
Trabzon’a iş için gelince bu fırsattan istifade ederek işimin olmadığı bir günde kilisenin son halini yerinde görmek için bir gezi planı yaptım.
Şehrin batısında, denize yakın, tepelik bir arazi üzerinde konumlanmış Ortodoks dünyası için önem taşıyan Ayasofya Kilisesi, bölgedeki Ortaçağ dini yapıları arasında freskleri araştırılarak açığa çıkarılan tek kilise. Bu nedenle de Trabzon tarihinin ve mirasının önemli bir bileşeni kabul ediliyor.
İsmine gelince Ayasofya, Aya ve Sofya diye iki kelimeden oluşuyor. Aya, kutsal, dindar ve azize; Sofya ise bilgelik, temiz ruhlu ve temiz düşünceli anlamlarda kullanılıyor. Sonuç olarak Ayasofya, “kutsal
bilgelik” ya da “dindar/azize Sofya”anlamına geliyor.
Yıllar sonra geldiğimde gördüm ki Trabzon çok değişirken kilisede çok bir şey değişmemiş. En önemli değişim 2013 yılından beri artık sadece bir müze değil ibadet için de kullanılması. Yani artık kilise için müze camii demek de çok yanlış olmaz.
Yazımızın bundan sonraki kısmında kilise ile ilgili gezgin arkadaşlarımın işine yarayacak daha detaylı bilgilere yer vereceğim.
Trabzon Ayasofya Kilisesi Gezisi
Trabzon Ayasofya Kilisesi’ne Ulaşım
Trabzon Ayasofya Kilisesi, şehir merkezine yaklaşık 3-4 km mesafede Fatih Mahallesi, sahil yolu üzerinde yer alıyor.
Köşke, şehir merkezinden 124, 133A, 133B, 133C, 133D, 140A numaralı belediye otobüsleri ve taksilerle 5-10 dakikada kolayca ulaşım mümkün. Trabzon Meydan’dan “Ayasofya” veya “Fatih” tabelalı dolmuşlara binerek doğrudan müzenin/caminin önünde inebilirsiniz.
Araçla gelenler için otoparkta yer sayısı sınırlı; özellikle yaz akşamları yer bulmak büyük sorun. Arabanızı sahil de yol boyu park edebilirsiniz.
Adres: Fatih Mah. Zübeyde Hanım Cad., 61040 Ortahisar/Trabzon Tel: (0462) 231 16 27
Trabzon Ayasofya Kilisesi Ziyaret Saatleri ve Giriş Ücreti
Kilise her gün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyarete açık.
Günümüzde aktif bir ibadethane olarak hizmet verdiği için giriş ücretsiz.
Trabzon Ayasofya Kilisesi Tarihi
1204 yılında, IV. Haçlı Seferi sırasında Konstantinopolis’in düşmesi üzerine, başkenti terk eden Komnen soylularının Doğu Karadeniz’e göç etmesiyle Bizans tacı Trabzon’a taşınmış; burada yeni bir merkez oluşturulmuş.
Doğu Karadeniz kıyısında 400 km uzanan dar bir dağlık alana hakim olan, Trabzon merkezli devletin sınırları, doğuda Gürcistan’a, güneyde Selçuklulara dayanıyormuş.
Yeni yönetim komşularla diplomatik anlaşmalar, ortaklıklar, ticari ilişkiler kurarak çatışmaları sona erdirmeye çaba göstermiş. Böylece Trabzon İmparatorluğu İstanbul’un fethinden sonra 1461 yılına kadar , 257 yıl hüküm sürmüş.
Payitaht olmak Trabzon’a birçok önemli saray, kilise ve manastır kazandırmış. Bunlardan biri de günümüze kadar ulaşmayı başaran Trabzon Ayasofya Kilisesi olmuş.
Şehir dışında kurulan manastıra bağlı olan Ayasofya kilisesi, 1238-1263 yılları arasında İmparator I. Manuel Komnenos tarafından inşa ettirilmiş.
Fatih Sultan Mehmet’in 1461’de Trabzon’u fethiyle, fethin sembolü olarak camiye çevrilmiş.
Osmanlı döneminde kenti ziyaret eden yabancı ressamlar tarafından kilisenin pek çok resmi yapılmış.
Zaman içerisinde ihmal edilen Ayasofya Kilisesi, en son Osmanlı döneminde son olarak 1880’lerde onarılmış. Maalesef bu onarım sırasında freskler tamamen sıvanmış.
Trabzon ve çevresi I. Dünya Savaşı sırasında, 1916’da Ruslar tarafından işgal edilince, Rus akademisi Ayasofya ile yakından ilgilenmiş; yapının o zamanki durumunu fotoğraflarla belgelemiş.
Ayrıca freskleri araştırmak için kubbede raspa çalışmaları başlatılmış. Ancak Rusya’da devrim olunca çalışmalar durmuş, ekip geri dönmek zorunda kalmış.
Zamanla manastırın diğer ögeleri yok olurken, geriye 15. yüzyılda yapılan kule ile 1950’lerdeki restorasyon sırasında kazıyla ortaya çıkarılan küçük bir şapel kalmış.
Trabzon’u 1929 yılında ziyaret eden David Talbot Rice, duvar fresklerini açığa çıkarmak için kaynak bularak önemli bir proje başlatmış.
Talbot Rice tarafından yönlendirilen İngiiz Russell Vakfı uzmanları tarafından 1957-1962 yılları arasında yürütülen çalışmalarla Ayasofya’nın iç yüzeylerini örten 19. yüzyıl sıvaları kaldırılarak altındaki freskler günışığına çıkarılmış ve konservasyonları yapılmış.
Bu çalışma Trabzon’un 13. yüzyıldaki kültürel ortamının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuş.
Ancak sıva sökümlerinin apsisten cami içine doğru ilerlemesi ve ibadeti engellemeye başlaması rahatsızlık yaratmış, sorunu çözmek için fresklerde çalışan ekip, ibadet için yeni bir cami yapılması veya namazların duvar resimleri bulunmayan güney transeptte kılınması şeklinde öneriler geliştirmiş.
Fresklerin açığa çıkarılmasının yerelde yarattığı gerilimin, 27 Mayıs 1960’da gerçekleşen askeri müdahale sürecinde giderilmiş; yeni yönetim müze fikrini ve çalışmaların devamını desteklemiş.
Çalışmaların başarıyla sonuçlanması neticesinde evrensel değer taşıyan fresklerin sergilenebilmesi için Ayasofya Kilisesi müzeye dönüştürülmüş ve 1963 yılında ziyarete açılmış.
2013 yılında cami statüsü kazanan kilise bugün hem cami hem müze olarak kullanılmaya devam ediliyor.
İnsanlığın ortak mirası olan anıt kilise bugün Trabzon Bizans İmparatorluğu’nun en iyi korunmuş anıtı olarak öne çıkan anıtı kabul ediliyor.
Mimari
Ayasofya Kilisesi, kare-haç planlıdır ve yüksek bir merkezi kubbeye sahip. Yapı, temelde narteks, naos ve apsis bölümlerinden oluşmakta.
Narteks nedir derseniz Bizans kilise mimarisinde ana ibadet alanına yani naosa giriş sağlayan sütunlu veya kemerli kapalı giriş/bekleme bölümü diyebiliriz. Bu alan vaftiz edilmemiş olanların veya kiliseye girmesine izin verilmeyenlerin ibadeti izlemesi ya da tören öncesi hazırlık yapılması amacıyla kullanılıyormuş.
Narteks de iç ve dış olarak ikiye ayrılabiliyor. Kilisenin 3 nefli narteks bölümü, diğer tüm Bizans kiliseleri gibi batı tarafta yer alıyor.
Bizans mimarisinde Naos, narteks ile kutsal alan apsis arasında kalan, cemaatin ibadet ettiği ana bölümü ifade ediyor.
Trabzon Ayasofya Kilisesi’nde naos bölümü 4 sütuna oturan bir kubbeyle taçlanmakta. Döşemesi renkli mermerlerin özel şekillerde kesilip bir araya getirilerek zemin ve duvarlarda geometrik ya da figürlü desenler oluşturulduğu prestij ve zenginlik göstergesi olarak uygulan opus sectile tekniğinde yapılmış.
Batı, kuzey ve güney yönlerindeki revaklı girişleriyle ilginç bir tasarımı olan kiliseyi tasarlayan ve yapan sanatçıların imparatora layık bir eser ortaya çıkarmak için büyük çaba harcadıkları, yapının anıtsal iç mekânı, cephelerdeki incelikli taş işçiliği ve iç yüzeyleri bezeyen resimlerdeki konu ve anlatım çeşitliliğinden anlaşılmakta.
Üç yöndeki girişlerin duvar ve örtüleri, ayrıca tüm iç mekân İncil’den hikayeler, Hz. Meryem ve Hz. İsa ile ilgili sahnelerle bezenmiş.
Narteks orta aksını örten tonozda tanrının eli ve 4 İncil yazarı, ünik bir renk cümbüşü içinde sunulmuş. Tonozun merkezinden köşelere doğru akan gök kuşağı renkleriyle olağanüstü bir kompozisyon oluşturulmuş.
Merkezdeki kubbe Pantokrator İsa (her şeye hükmeden tanrı) imgesiyle bezenmiş. Pandantiflerde Hz. İsa’nın yaşamından doğum, vaftiz, çarmıha geriliş, yeniden diriliş sahneleri bulunmakta.
Apsiste Hz. İsa annesinin kucağında tahtta oturmakta, 2 yanda melekler yer almakta. Apsis tonozunda göğe yükselen İsa tasvir edilmiş. Kubbe ile apsis arasındaki kemere işlenen madalyonlarda atalarıyla birlikte Mesih İsa tasvirleri dizili.
Kilise, kireç taşıyla inşa edilmiş. Aynı dönemde Konstantinopolis’te kiliselerde tuğla kullanılırken, burada yöresel gelenek ve usuller geçerli olmuş.
Cephelerdeki taş işçiliği Gürcü ve Ermeni ustaların da inşaatta çalıştığını gösteriyor. Güney yan giriş kemerleri üzerindeki frizde nitelikli bir taş işleme sanatı dikkati çekmekte. Adem ve Havva’nın cennette yasak elmayı koparıp yemelerini ve kovulmalarının anlatılması, başkentten ayrılmak zorunda kalan Komnen Hanedanı’nın durumu ile benzeştirilmekte.
Yapının en görkemli cephesi güney cephesi Burada Adem ile Havva’nın yaratılışını anlatan kabartma bir friz bulunmakta.
İç mekândaki süslemelerde ise Hristiyan sanatının yanı sıra Anadolu Selçuklu İslam sanatının etkileri de görülüyor. Özellikle revak cephelerindeki geçmeli bezemeler ve batı cephesindeki mukarnaslı nişler Selçuklu taş işlemelerini andırıyor.
Kule
Ayasofya Kilisesi’nin batısında yükselen kulenin yapılış nedeni bilinmemekle Trabzon yakınında bulunan Kaymaklı Manastırı’nda da benzer bir kulenin olması, 15. yüzyılda bölgede güvenlik nedeniyle gözetleme yapılarına gerek duyulduğunu gösteriyor.
Kulenin birinci katında, fresklerle bezenmiş bir şapel bulunmakta.
Yapım tarihi, dışarıda ve içerideki fresklerde yer alan ancak bugün mevcut olmayan yazıtlara dayanılarak 1429-1444 olarak değerlendiriliyor.
Ancak fetihten sonra orası da minare olarak kullanılmaya başlanmış.
Değerlendirme
Trabzon Ayasofya Kilisesi, dışarıdan alıcı gözle bakarsanız Trabzon’un çok katmanlı kültürünü tek karede anlatan harika bir eser.
Mimarisindeki zarafet, korunmuş tarihi dokusu mekâna ayrı bir anlam ve manevi değer katıyor. Her köşesinde tarihin izlerini hissetmek mümkün.
Taş işçiliği, kemerler ve avludaki sessizlik çok etkileyici. Bahçesi ve manzarası da oldukça güzel ve dikkat çekici.
Bu nedenlerle de kilise, 7 den 70 e Trabzon’u gezen arkadaşlarım için mutlaka uğranılması gereken bir yer.
Diğer Trabzon yazılarımız için Trabzon Gezi Rehberi‘ne, planlamaya yönelik bölge yazılarımız için de Doğu Karadeniz Gezi Rehberi‘ne bakmanızı tavsiye ederim. Sağlıcakla Kalın.
